Ruhumun kıyısına vuran dalgalar her seferinde adını biraz daha siliyor ama içimdeki deniz hala senin renginde.
Gözlerindeki o uzak ülkeye vize alamayan bir mülteci gibiyim, kapında beklemekten başka yolum yok.
Bazı yaralar iyileşmez, sadece üzerine yeni hatıralar eklenerek gizlenir; tıpkı senin bende bıraktığın iz gibi.
Kalbimdeki boşluğu dert etmiyorum da, o boşluğun senin hatıranla bu kadar dolu olması canımı yakıyor.
Sen benim hiç bitmeyecekmiş gibi başlayan ama daha ilk cümlede yarım kalan en güzel masalımdın.
İçimde sessiz bir feryat birikiyor, her gece sana ulaşıp da söyleyemediğim kelimelerden bir ordu kuruyorum.
Bazen bir şarkı çalıyor, ben o şarkının içinde kaybolurken sen aslında hiç var olmamışsın gibi uzaklaşıyorsun.
Seni unutmak için kendimden vazgeçmem gerektiğini anladığım gün, sevmenin ne kadar ağır bir yük olduğunu fark ettim.
Gönlümün haritasında bütün yollar sana çıkıyordu, şimdi hangi sokağa girsem yabancı bir yalnızlık karşılıyor beni.
Gözyaşlarımın her damlasında senin bir parçan var, döküldükçe eksiliyorum ama bitmiyorum.
Sen gökyüzünde parlayan en parlak yıldızdın, ben ise seni izlemekten boynu tutulmuş bir yeryüzü sürgünü.
Bazı vedalar kelimelerle yapılmaz; sadece bakışların donar, yüreğin çekilir ve bir daha hiç geri dönmezsin.
Ellerim hala senin kokunu arıyor ama avuçlarımda sadece soğuk bir boşluk ve yarım kalmış dualar var.
İçimdeki yangını söndürmeye çalışma, çünkü ben o küllerin arasından seni hala filizlendirmeye uğraşıyorum.
Sesin kulağımda bir fısıltı gibi kaldı, her rüzgar estiğinde seni yeniden duyuyorum ama dokunamıyorum.
Bir insanın kalbinde bu kadar yer kaplayıp, hayatında bir gölge kadar bile olamamak ne büyük adaletsizlik.
Zaman her şeyin ilacı diyorlar ama benim zamanım senin gittiğin o saatte takılıp kaldı.
Hayat sahnesinde rolümü unuttum, çünkü benim bütün repliklerim senin gözlerinin içindeydi.
Sen benim uykularımı çalan en zarif hırsızdın, şimdi uyanık kalmak bile senin yokluğun kadar ağır gelmiyor.
Yüreğimdeki kırıkların sesi o kadar yüksek ki, dünyanın gürültüsü yanında sessiz bir fısıltı gibi kalıyor.
Beni en çok yıkan şey, senin beni hiç tanımamış olman değil; benim seni bu kadar iyi tanıdıktan sonra vazgeçmek zorunda kalmam.
Bazı insanlar sadece iz bırakmak için gelirler, senin gibi; kalbi paramparça edip hiçbir şey olmamış gibi giderler.
Gölgene sığındığım o günler artık çok uzakta, şimdi kendi güneşimde yanarak büyümeyi öğreniyorum.
Hayallerimi bir kağıttan gemi yapıp senin denizine bıraktım ama senin fırtınaların onları kıyıya bile ulaştırmadı.
Gülüşünün saklı kaldığı o eski fotoğraflar, benim en değerli hazinem ve en büyük sızım olarak kalacak.
Sana söyleyemediklerimi biriktirdiğim o kutu o kadar ağırlaştı ki, artık taşımaya gücüm yetmiyor.
Gönlümün kapısını kapattım sanmıştım ama meğer sen o kapının anahtarını da giderken yanında götürmüşsün.
Yalnızlık, seninle kalabalıkken hissettiğim o boşluktan daha samimi gelmeye başladı artık.
Bir gün bir yerde karşılaşırsak yabancı gibi bakma bana; çünkü hiçbir yabancı seni benim kadar derinden sevmedi.
Sen benim ömrümün en hüzünlü sonbaharıydın, dökülen her yaprağım senin adını taşıyordu.
Kalbimdeki sızı bir gün diner belki ama senin bıraktığın o sessizlik sonsuza dek yankılanacak.
Dualarımda adın geçince sesim titriyor, sanırım ruhum hala senin ismine alışamadı.
Seni özlemek, dipsiz bir kuyuda ışık aramak gibi; biliyorum orada değilsin ama bakmaktan vazgeçemiyorum.
Hayatımın en güzel hatalarından biriydin, keşke o hatayı bir ömür boyu yapmaya devam edebilseydim.
Kendi içimde bir şehir kurdum, her köşesinde sen varsın ama o şehrin tek bir vatandaşı bile yok, sadece ben.
Seninle geçen her an, şimdi hatırlanması yasaklanmış bir cennet bahçesi gibi ruhumun derinliklerinde saklı.
Bitti diyemiyorum, çünkü senin başladığın yer bende her zaman bir sonsuzluk işareti olarak kalacak.
0 Yorum